konya yöresine ait türküler ve hikayeleri
AşanBilir Karlı Dağın Ardını (Telli Senem İle Yazıcı Oğlu Osman Ağa) Her biri bilinmez bir mezar şimdi.Mezar taşları ürpertir,ürkütür insanı.Ama beni,o hassas melteme bile dayanamayacak kadar hafif vucutları,yüreklerinin çektikleri,katlandıkları ve yaşadıkları dillere destan, ateş dolu, acı dolu hayatları daha çok ürpertmiştir hep.Mezar taşlarından daha
Kayıtlı Üye. Türkü ve Hikayesi. Sponsorlu Bağlantılar. Çıkarttın allan kara bağladın. Yüreğimi aşk oduna dağladın. Bir yar için on beş sene ağladın. Ey Ferrahi gül dedim de, gülmedin. Gönlü yaralı bir ozan Ferrahi. Dediği gibi bir yar uğruna yanıp yakılmakla geçmiş ömrü. 1934 yılında Ceyhan'ın Kıvrık
Adres Aziziye Mahallesi Amil Çelebi Sk. No:1 (Mevlana Müzesi Yanı) Konya/ Türkiye. Telefon: 0332 353 33 41. E-Posta: bilgi@mevlevisofrasi.com.
Konyatürküsünde ağız, tavır ve gırtlak nağmeleri bulunur. Bunlar Konya türkülerinin özelliğidir. Konya’nın her bölgesinin akortları bile farklıdır. Sille türküleri hızlı okur, Bozkır kaşıkla oynar. Konya mızrabını da herkes atamaz. Bu Konya’ya özgü bir vuruştur. Konya Türkülerinden Bazıları :
Konyayöresine ait türküler ve bu yoreye ait sitemizde bulunan türkü sözleri. 16 Haziran 2022 Perşembe. Konya yöresine ait türküler (316 türkü)..
Site De Rencontre Maghrebin En France Gratuit. KONYA TÜRKÜLERİ - ŞARKILARI - VİDEOLARI Türkü Nedir? Türkiye'nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirlerinin her çeşidini göstermek için, en çok kullanılan ad "türkü"dür. Türki kelimesinden gelişen ve "Türk'e ait" anlamına gelen bu kelime genelde bütün kırık havalar ritmli ezgiler için kullanılmaktadır. Türkler'in Türkü, Türkmenler'in Türkmani, Varsaklar'ın varsağı adı ile anılan halk şarkılarının adıdır. Konya Türküleri Konya'da ençok söylenen Türküler, Bozlak ve Çukurova ile oynak makamlarıdır. Süratli okunduklarından oyun havası da denilir. Selçuklular'dan bu yana devamlı çoğalıp gelen türkülerimiz sanat değerini ve geçmiş dönemlerin hissiyat ve fikirlerini müşahade etmekte olup diğer taraftan da hasret, tepki, ilenme, isyan etme, kafa tutma, ezgi, dilek, ağıt, yakınma, eğlence ve acınmalar nakış nakış işlenmektedir. Konya türkülerinde güfte ve saz ikilisi büyük bir uyum içindedir. Seçilen her söz aynı tef ve kaşık seslerine adapte edilmiştir. Anadolu'nun zengin folklör hazinelerinden biri de Konya'nın mahalli motif ve güzellikleri ile süslü türkülerdir. Eski dönemlerden Mevlevi dergahlarında semâ ayini içinde Konyalı müzisyenler kendi aralarında muhabbet yaparken oturak alemlerinde beste yapıp türkü söylemişler. Konya türküleri muhabbet toplantıları oturak âlemlerinde bir arada sunulur. Konya Türküleri Okumak Zordur Konya türküsü okumak herkesin işi değildir. Konya’da doğmayan, Konya dilini, kültürünü, şivesini bilmeyen Konya türküsünü doğru okuyamaz. Konya türküsünde ağız, tavır ve gırtlak nağmeleri bulunur. Bunlar Konya türkülerinin özelliğidir. Konya’nın her bölgesinin akortları bile farklıdır. Sille türküleri hızlı okur, Bozkır kaşıkla oynar. Konya mızrabını da herkes atamaz. Bu Konya’ya özgü bir vuruştur. Konya Türkülerinden Bazıları Konya Peşrevi, Sandıklı, Sabahın Seher Vakti, Menteşeli, Sille, Asabilsem, İçme Beyim, Urfalıyım, Mapushane, Üsküdar, Saffet Efendi, Turnalar, Bülbül, Aksaray Develisi, Efendim, Divan. Nafiledir Sevgilim, Aksinne, Karanfil, Çay Kenarı, Karakoyun, Emmiler, Enginli Yüksek Kayalarımız, Çıbık Telden Bağlamam, Lima, Süpürgesi Yoncadan, Aslan Mustafa'm, Kozan Dağı, Necip Oğlan, Bağlar Gazeli, Tosun At, Şerif Hanım, Memberi, Elmalı, Atımı Bağladım, Furun Üstünde Furun, Eczanenin Şişeleri, Camiinin Mazini Yok, Alim, Evlerinin Önü, Tatar, Eşme Kaya, Kabak, Elmaların yongası, Gül Dibi Belleniyor, Baygın Cemilem, Hocam, Sabab Oğlanın, Karamanlı, Mezar Arası, Candarmalar, Hafız Mektebden Gelir, Mapus Damlarına Serdim Postu, Yeşilim En Yaygın Konya Türkülerinden Örnekler Aslan Mustafam Hey hey kenardan geçeyim aman aman Yol sizin olsun gel gel aman 2 Ağılar içeyim aman aman Bal sizin olsun bir danem aman Amanın gel gel aslan Mustafam gel Haydi gel gel garip başlı yarim vay Bozkır dedikleri büyük kasaba 2 Sevilen güzeller gelmez hesaba Amanım gel gel aslan Mustafam gel Haydi gel gel garip başlı yarim vay Derenin başına yayılır kazlar. Çeşmeden geliyor Konyalı kızlar Amanım gel gel aslan Mustafam gel Haydi gel gel garip başlı yarim vay Havalar bulutlu mustafam karmı yağacak Sol gözüm seyriyor mustafam baskınmı olacak Amanım gel gel aslan mustafam gel Haydi gel gel garip başlı yarim vay Bir gün deliysem beş gün iyiyim Amanın gel gel aslan mustafam gel Haydi gel gel garip başlı yarim vay Sille Türküsü Şu Sille'den aman gece geçtim görmedim Annem annem annem annem annem Görmedim annem annem annem annem annem Acı tatlı aman sular içtim ölmedim Annem annem annem annem annem Ölmedim annem annem annem annem annem Aman yarim edalı yarim geli geli yarim hayda Aman yarim edalı yarim sürmeli yarim Şu Sille'nin ufacık da tefecik taşları Annem annem annem annem annem Taşları annem annem annem annem annem Kalem olmuş aman yazıyor kaşları Annem annem annem annem annem Kaşları annem annem annem annem annem Aman yarim edalı yarim geli geli yarim Aman yarim edalı yarim sürmeli yarim Bağlar Gazeli Hey heeeey Bağa girdim üzüme çıbık değdi gözüme Çıbık seni keserim yar göründü gözüme vay beni beni Al beni beni sar beni beni yeşil yapraklar Saramadım sarsın seni kara topraklar Bağa girdim budanmış güle bülbül dadanmış Ben yarime gül demem gülü seven aldanmış vay beni beni Al beni beni sar beni beni ben adam yemem Ellerin sevdiğine sevdiğim demem Bağa girdim üzüm yok el yarinde gözüm yok vay beni beri Ben yarimi tanırım vay başkasına sözüm yok Al beni beni sar beni beni gurbet ellerde Yarimin namı var cümle dillerde Gidişin gidiş olsun üzengin gümüş olsun vay beni beni Dağdan daştan geçerken ölüm yoldaşın olsun balar gazeli Al beni beni sar beni beni bağlar gazeli sarmadım Sarsın seni avşar güzeli
Konya’da zil veya kaşıkla yalnız kadınlar oynar. Kaşıklarla erkeklerde oyuna çıkabilir. Hemen bütün oyunlarda zil veya kaşık kullanılır, yalnız figürleri değişir, saz meydan sazı, cura yahut bağlama eşlik edebilir. Yörede başlıca oyun çeşitleri şunlardır İnce Çayır, Küstüm, Sekelim Kızlar, Aksinli, Karanfil, Aman Madam Hoş Geldin, Ustam Kim İdi?, Limo, Karabiber, Kazanoğlu, Develi, Süpürgesi Yoncadan, Sille, Konyalı. Bunlardan başka bir de “dönme” denilen oyun vardır ki ney, saz veya tanbur çalınırken oynanır. Dönme oynanırken Mevl’na Peşrevi çalınır. Fakat, bu oyun sem’ töreninden kalmalığı dolayısıyla öbür oyunlardan ayrı ve ciddi bir anış karakteri taşır. Konya oyunlarında kadınlar ipek şalvar üzerine “içlik” denilen yarım cepken giyerler. Kimi de içlik yerine “delme” bağlanır. Akşehir Tuzlukçu köyünde kadınlar veya erkekler 10 – 20 kişilik gruplar halinde yalnız def çalınarak oynarlar. Sadece oyun dedikleri bu raksın başka bir adı yoktur. Eller yukarda olduğu halde, söylenen bir türkünün tartımına göre oynarlar. Engili köyünde Sallama denilen oyunu def çalınırken oynarlar. Kadınlara mahsus ve 4, 8 kişilik toplu oyundur. Doğan hisar köyünde İnce Kırma oyunu cura, ud, keman ve def gibi çalgılarla yürütülür. 2 – 4 kişilik toplu oyundur. Erkeklere mahsus alup düğün ve bayramlarda oynanır. Bir de Kalkıma Kalgıma oyunu vardır. Aynı çalgı takımıyla 2 veya 3 kişi birlikte düğün, bayram ve millî şenlik günlerinde oynarlar. Erkekler ayrı, kadınlar kendi meclisinde. Bise köyünde Kalgıma oyunu vardır. Davul – trompet ve klarnet eşliğinde ikişer ikişer ve erkekler ayrı, kadınlar kendi meclisinde oynarlar. Bermende köyünde Aydın Zeybeği, Bermende Zeybeği, Harmandalı, Sallama, Konyalı adlı oyunlar yürütülür. Davul – zurna çalar. Bando ile de oynarlar. 1 – 4 kişi kalkar. Düğün ve sünnet düğünlerinde erkekler ayrı, kadınlar kendi aralarında yürütürler. Reis köyünde de Kalgıma oyunu vardır. Davul, klarnet, çalpara, trompet ve maşa topluluğu eşliğiyle yürütürler. Oyuna iki veya daha fazla kişi kalkar. 4, 6, 8 kişilik gruplar girer. Kadınlar kendi âlemlerinde eğlencelerinde oynarlar. Akait köyünde Sallamayı iki erkek oynar. Davul – klarnet, trompet, çalpara, yahut def veya bağlama, zillimaşa, keman çalarlar. Pek farklı oyun çeşitleri figürlerce yoktur. Bozkır Kaşıkla veya zilli oyun yürütülür. Keman, ud, saz veya kaval ile oynanır. Tek de, birlikte de oynanır; ikişer kişilik gruplar halinde. Kadınlar kendi meclislerinde, erkekler ayrı oynarlar. Şenlik, düğün ve umumî genel eğlencelerde oynarlar. Meselâ dere Köyde saz, cura, keman def çalarlar, ikişer, ikişer yürütülen Ahmet Yavaş oyunundan başka bir de Kırık Oyun denilen göbek atmalısı vardır. Bir veya iki kişi oynar. Grup halinde oynandığı da olur. Kadınlar kendi meclisinde oynarlar, bütün şenlik vesilelerinde. Pınarcık köyünde dört kişilik yerli oyun vardır. İki, üç kişiyle oynandığı da olur. Her türlü şenliklerde yer alır. Kadınlar kendi meclislerinde oynarlar. Soğucak köyünde oyuncular tahta kaşıklarla ve defçi eşliğinde oynarlar. Topluca oyuna girerler. İki kadın ve kız karşılıklı, erkeklerde kendi âleminde oynarlar. Düğünlerde, bu böyledir. Sarıoğlu köyünde Arap Oyunu dört kişiyle oynanır. Erkek oyunudur. Akçapınar köyünde Çalgı Oyunu denilen çeşit vardır. Ud, keman, saz ve def oyunda çalınır, iki, üç kişilik birlikte oyundur. Beş kişinin birlikte kalktıkları da olur. Ayrıca Develi Zeybek oynarlar. Oyun, her eğlentide yer alır. Koçaş köyünde davul – zurna ile halay çekerler. Düğün ve bayramlarda 15 – 20 kişi eskiden kalma bir görenek halinde halayda yer alırlar. Bunu kadınlar oynamaz. Sarku köyünde Sallama, Sektirme adlı oyunlar vardır. Toplu oyunlardır. Def, cura, saz, keman, ud çalarlar. İkişer ikişer kalkarlar. Kadınlar kendi meclislerinde oynarlar. Bir eğlence olup eski oturak âlemlerinden kalmadırlar. Ahırlı köyünde hususî özel adı olan ve belirli tertiple yürütülen oyun yoktur. Meyre köyünde Zeybek oynarlar. Kaşıklı oyun da vardır. Bağlama, meydan sazı ve def ile 2 – 4 kişi toplu oyuna kalkarlar. Zeybeği yalnız erkekler, kaşıklı oyunu ise erkeklerce veya kadınlar arasında yürütülür. Taşbaşı köyünde Sektirme denilen bir Zeybek çeşididir. Def, ud, keman, kanun çalarlar. 2, 4 6, 8 veya 10 çift birlikte oynarlar. Düğünlerde, açık havada erkeklere mahsustur özgü, özel, bir de oturak geleneğinin kalıntısı halinde kaşık veya zil oyunu vardır. Cura, saz ve ud ile tek ve en fazla dört kişi oynarlar. Kadınlar, en çok kendi meclisinde oynarlar. Ilgın Belekler köyünde def ve kaval ile Konyalı, Develi, Alime adlı oyunlar iki kişice oynanırlar. Oyuncunun biri erkek, öbürü kadın olabilir. İki kadın, iki erkek olmak üzere veya her cins kendi arasında dörder kişilik de olabilir. Kadınlarla oyun, erkek oturaklarında olur. Böylece orada karışık oyun da görülebilir. Halk, bu oyunlara çok bağlıdır. Hele gençler, kış hayatları kışın günlerini böyle eğlencelerle geçiriyorlar. Düğünlerde bütün kadınlar sabahlara kadar düğün evlerinde vakit zaman geçirirler. Düğün odalarını gençler ihya eder. Aşağı Çiğil köyünde Millî Oyun adlısı yalnız def ile oynanır. İkişer kişiliktir. Birkaç çift birlikte oynarlar. Fakat, erkekler ayrı oynarlar. Düğünlerde oynarlar. Balkı köyünde Düz ve Sekme adlı oyunlar vardır. Kaval ve def çalarken iki kişi oynar. Düğün ve başka toplantılarda. Kadınlar mutlaka kendi meclisinde oynarlar. Ereğli Burada ayrıca hususiyeti özelliği olan ve adlı çeşitler yoktur. Göbek atmalı oyunu türlü türkülerle yürütürler. Kadınlar mutlaka kendi aralarında oynar. Saz bulunmayan yerde sadece defçi çalıp söyler. Hep tek kişi oyuna çıkar. Karaman Konyalı oyunu denilen defli çeşit vardır. Köylerinde de durum budur. Ayrı adlı oyunları yoktur. Kaval ile def çalar, zil veya kaşıklarla oynanır. Bir veya iki kişi oyuna kalkar. Salur köyünde “kadınlar oyuna kaldırılmazsa gücenirler”. Konya Merkez İlçesi Sille’de “Sille düğün oyunu” iki kişi tarafından def veya udla oynanır. Kadın oyunudur. 35 yaşlarına kadar bütün kadınlar oynar. Fakat, kadın anne olunca ne kadar genç olursa olsun oyuna kalkmaz. Eskiden beri oynanır. Saz, ud ve def ile tek veya iki kişi tarafından yürütülür. Kiçi Muhsin köyünde “Millî Sektirme Raksı” vardır. İkişerli sıra ile def refakatında eşliğinde yalnız kadınlarca kendi meclislerinde oynanır. Düğünlerde gelin evinde birkaç saat sürer. Düğün evine gelen genç kızlar ve orta yaşlı kadınlar umumiyetle oynayıp gelin olan kızı eğlendirirler. Hatıp köyünde 5 – 40 erkek, zil ve kaşıklarla cura ve saz eşliğinde her şenlikte oynarlar. Kadınlar oynamaz. Zil veya kaşıklarla oyun; Zibek, Kazanoğlu cura, def ve davulla oynanır. Tekliden başka toplu oyunlar da olur 2, 4, 10 bayan olurdu. Örf ve âdetle al’kalı oyunlardı. Saideli Bunlar toplu oyunlardır ve halde günümüzde armonik eşliğinde yürütülüyorlar. Kız ve oğlan ikişer, üçer veya dörder karşılıklı oynarlar. Yani, karşılıklı ve karışık karma oyunlardır. Kolukısa köyünde Sallama denileni; tef, kaval yahut ince çalgıyla 2 – 4 kişi oynar. Kadınlar da kendi meclisinde oynarlar. İyi oynayanlar itibar kazanır ve görürler. Sille Tat köyünde Zeybek oynanır; kaval ve davulla. Altı kişilik topluluk düğün ve bayramlarda günün sevinci içinde halkı coşturur. Sızma köyünde bir veya iki erkek cura, saz, ud, kanun ve kemanla bazen bunların cümlesi tamamı takım hâlinde refakat ederek Konyalı Oyununu yürütürler. Başara köyünde Kaşık Oyunu vardır. Tek veya iki erkek tarafında saz ve cura ile oynanır. Silleme köyünde tek veya iki kişilik Kadın Oyunu ve Develi erkek oyunu vardır. Saz, cura, kanun, ud ve kemanla tek erkek oynar. Kadınlar ikişer, ikişer karşılıklı olmak üzere birlikte oynarlar. Bata köyünde Zeybek, Kesik İnce Çayır oynanır. Bellelü, Aldeden ve başkaları yapılır. Tek veya iki kişiyle saz, cura, ud keman, tef veya kırnata klarnet ile bazan tüm takım halinde yürütülürler. Kadınlar da, erkeklerde ayrı meclislerinde oynarlar. Karapınar Arısam köyünde kaval eşliğiyle kaşık oyunu yürütülür. 2 – 3 erkek kavalla, fakat kadınlar def ile oynarlar. Belli başlı bir oyuncu yoktur. Çünkü köyün her sekenesi halkı az çok da olsa oynar ve oyuna kalkar. Gölviran köyünde Sarı Yıldız, Fadimem oyunları di def ile birincisi tek, öbürü iki kadın tarafından oynanır. Kaşıklarla karşı karşıya yürütülür. Düğünlerde 5, 6 ve daha fazla erkek bir daire şeklini muhafaza ederler, Alay çekerler. Alaylara her delikanlı candan katılır. Karapınar ilçesinde oyunların ayrı ayrı adları yoktur. Türkü adlarıyla anılarlar. Oyun şekilleri türkülerin hengine bağlıdır. Bütün oyuncular çalgıdan başka türkülüdür de. en az def çalınır. Bütün oyunlar tek oynanır. Pek nâdiren ikişerlidir. Aynı oyunları kadınlar da kendi aralarında yürütürler. Oyunlar, düğünlere mahsus gibidir. H’dim Eğis köyünde Develi, Keklik oyunları def ile oynanırlar. Toplu oyunlarda 2, 3, 5, 10 kişi yer alırlar. Erkekler oynar. Bağbozumu, düğün ve bayramlarda oyuna kalkarlar. Seydişehir Karşılama, kadın oyunudur, çalgılı veya yalnız def ile iki kişi tarafından oynanır. Erkeklerden oynayanlar da vardır. Düğünlerde oynamak, gelenekten olduğu için mecburiyettir zorunludur. Hatıp nahiyesi Göden köyünde ellerin zil ve kaşık, maşa şakırtısıyla ayakta ve sözlere göre göbek atmalarla oyun yürütülür. Cura ve saz çalarlar, toplu oynanır. 3 – 100 kişi oyuna girebilir. Erkeklere mahsustur. Herhangi bir şenlik toplantısında oynanır. Gilisıra köyünde Bağlama, Küstü, Zeybek oyunları vardır. Def, maşa, teneke çalınır. Bir veya iki kişi oynar. Çocuklar 6 – 10 kişiyle oynarlar. Erkek ve kadınlar kendi ayrı meclislerinde yürütürler. Deste köyünde Bağlama, Küstü ve Zeybek def, maşa ve tenekeyle bir veya iki kişiyle oynanırlar. Kızılviran İnce Oyun; saz, ud, def veya tabla refakatıyla bir veya iki kişi tarafından karşılıklı zil veya kaşıklarla oynanır. Kadınlar kendi meclisinde kalkarlar. Beyşehir Manastır bucağında di basit “Orta Oyunu” vardır. İkişer, ikişer topluca kız ve kadınlar def çalarken yalnız düğünlerde oynarlar. Öteden beri görenektir. Erkekler oynamaz. Sarayönü L’dik köyünde günümüzde Halıcı bucağı raks hiç yoktur. Fakat aynı ilçenin Gözlü köyünde Halay Sekmesi yaparlar. Def ve ağız ahengiyle yürütülür. 15 – 25 kişilik gruplarla. Kadınlara mahsustur. Neşelenmekle ve bediî zevki güzel sanatlar zevkini tatminle al’kalıdır. Çiftçi, davarcı çoban ve süt sağıcı olan 15 – 25 yaşları arası kadınlardan köyün erkekler dışı bütün gençlerince oynanır. Çumra Akviran köyünde raksın adı sadece “oynamak”tır. Tef, tabla yuvarlak yemek tablası, düdük, kaval çalarken oynanır. Tek veya iki kişi kalkar. Kadınlar da kendi meclisinde oynarlar. Oyunuyla tanınmış yaşlı kimseler vardır. Erkeklerden de böyleleri öteden beri anılagelmişlerdir. Alibey Höyüğü’nde Püskürüm adlı köçek bilinir. Cura, saz, ud veya keman toplu yahut tek başına çalarken, 4, 7 kişi oynar. Erkek ve kadınlarca tek veya karışık olarak yürütülmesi örf ve âdet iktizasıdır gereğidir.
NEVŞEHİR TÜRKÜLERİ VE ÖYKÜLERİ I ; CEMALİM TÜRKÜSÜ Doç. Dr. Faruk GÜÇLÜ Türküler Anadolu’nun sözel tarihidir. Kimi kez yazılı bile değildir. Dilden dile söylenegelir. Kimi kez ağlatır kimi kez güldürür. Bazen da acılarımızı tazeler. Cemalim türküsü de Nevşehir yöresinde söylenmiş olmasına rağmen ülke geneline yayılmış ve on yıllardır çalınıp söylenen bir türküdür. Türkü, öldürülen Cemal´e, karısı Şerife tarafından yakılmıştır. Şerife, 90 yıldan fazla yaşamış, 30 Kasım 1993 günü vefat etmiştir. 14-15 yaşlarında Cemal´le evlenmiş, mutlu geçen birkaç yılı Cemal´in öldürülmesiyle sona ermiş, bu olaydan sonra bir oğlu ile ortada kalmıştır. Türkünün Refik Başaran’dan sonra Avanoslu Selahaddin ve Nida Tüfekçi tarafından seslendirildiği bilinmektedir. Olayın kahramanı olan Cemal’in doğum tarihi ve mezarının yeri bilinmemektedir. Anlatılanlara göre 17/18 yaşlarında öldürüldüğü sanılmaktadır. Ürgüp'ün Karlık köyünün varlıklı bir ailesinden olan Cemal, Ürgüp-Karlık yolunda pusuya düşürülerek öldürülür. Köyde herkes tarafından sevilip sayılan Cemal'in ölümüne üzülmeyen olmaz. Eşi Şerife ise acılarını, yaktığı ağıtla hafifletmeye çalışır. Şerife’nin Cemal’den yetim kalan bir oğlu da vardır, adı Mustafa. Yetim Mustafa, birkaç yıl sonra tarlada hasat zamanı bir atın tepmesi sonucu yaşamını yitirmiştir. Yakınen tanıdığım rahmetli Türkünün söz yazarı Şerife’nin oğlu İsmet Aksoy’un anlatımlarına göre ağıt, Şerife'nin ikinci kocası Hayrullah'ın sonraki yıllarda karşılaştığı Refik Başaran'a, "Herkese bir türkü okudun ama, bana okumadın" diye sitem etmesi üzerine gündeme gelmiş ve türkü Refik Başaran tarafından plağa okunmuştur. Cemal, Şerife’nin daha sonra evleneceği, Hayrullah'ın aynı zamanda amcasıdır. Kuşkusuz Cemal’in öldürülmesi, eşi Şerife kadar yeğen Hayrullah'ı da etkilemiştir. Anadolu’da genç yaşta dul kalan gelinleri başkasına gitmesinde diye aile bireylerinden birisi ile evlendirmek eski adetlerdendir.levirat evliliği Şerife ile Hayrullah’ta Cemali’in ölümünden sonra böyle bir evlilik yapmıştır. 12 Mayıs 2004 tarihinde yaşamını yitiren Şerife hanımın oğlu İsmet Aksoy, özel blogunda yazdığı anılarında, “Cemal, babamın amcasıdır. Onun öldürülmesi, annem kadar babamı da üzmüştür. Ölen ölmüştür ve yapılacak bir şey yoktur. Bu türkü, Başaran yahut başkaları tarafından söylenince tüm aile bireyleri bir burukluğun içine düşerdi. Annem aradan uzun zaman geçmesine rağmen Cemal’i derinden sevdiğini, onu asla unutmayacağını söylerdi. Babam da annem Şerife’nin Cemal’e duyduğu derin bağlılığı anlayışla karşılamıştır. Öyle ki oğullarından üçüncüsüne yani benim küçük kardeşime, ölen Cemal anısına babam tarafından Cemal adı konmuştur.” İsmet Aksoy, Özel internet Sitesi Karlık Köyü ve Damsa Köyü yaşlılarının dilden dile anlattıklarına göre, Cemal, varlıklı ve düzgün bir insandır. Ancak yanında bulunan dayısı “çapkın”dır. Bugünkü adı Taşkınpaşa olan Damsa’dan Ürgüp’e doğru yola çıktıklarında düşmanlarınca takip edilerek tuzağa düşürülmüş, ateş açılmış ve ilk ateşte Cemal ölmüştür. Osman Bölükbaşı’nın yeğeni araştırmacı Hasan Şahin, yöre türkülerine hayrandır. Eski taş plakları toplamıştır. Cemalim türküsü, onu da etkileyen türkülerin başında gelmektedir. O nedenle yöre türkülerinin öykülerini gücü yettiğince araştırmaya ve ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Nevşehir bölgesi folklor araştırmacısı Hüseyin Sevindik tespitlerine göre türkünün değişik varyatları vardır. Örneğin oğlunun ismi bazı varyantlarda “Ahmet” olarak geçmektedir. “Cemal’in abisi Kazım kabadayı ve şımarıktır. Kazım Ürgüp’te bir oturak alemine katılır ve orada dansçı kadını akşam yanına almak ister. Ev sahibi vermese de zorla alır. Bu sırada Ürgüp’te misafirlikte olan Cemal’i de alarak Kazım kadınla birlikte köye giderken ev sahibi bunu onuruna yediremez ve pusu kurarak Kazım’ı öldürtmek ister ancak katil yanlışlıkla Kazım’ı değil kardeşi Cemal’ı vurur. Eşi Şerife’nin söylediği bu ağıtı ilk kez “Mestan Ahmet” isimli şahsın seslendirdiği iddia edilmektedir”Hüseyin Sevindik,Nevşehir Dergisi, Haziran 2006. Şerife hanımın öldürülen eşine yazdığı bu ağıtın Ürgüp ve bölgesinde bir hayli etkili olduğu, çocuklara konulan “Cemal” isminin fazlalığından da anlaşılmaktadır. Karlıklı Şerife’nin öldürülen eşi için yaktığı ağıtın uzun yıllar daha dillerde türkü olarak dolaşacağı anlaşılmaktadır. Türkünün sözleri; Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez Kıratın acemi konağı tutmaz Oğlun da çok küçük yerini tutmaz Cemal’ım Cemal’ım algın Cemal’ım Al kanlar içinde kaldın Cemal’ım Ürgüp’ten de çıktığını görmüşler Kıratının sekisinden bilmişler Seni öldürmeye karar vermişler Cemal’ım Cemal’ım algın Cemal’ım Al kanlar içinde kaldın Cemal’ım Cemal’ın giydiği ketenden yilek Al kana boyanmış don ile göynek Sana nasip oldu ecelsiz ölmek Cemal’ım Cemal’ım algın Cemal’ım Al kanlar içinde kaldın Cemal’ım Ürgüp’ten de çıktın kırat kişnedi Üzengiler ayağını boşladı Yağlı kurşun iliğine işledi Cemal’ım Cemal’ım algın Cemal’ım Al kanlar içinde kaldın Cemal’ım Karlık ile başkadın pınar arası Çok mu imiş Cemal’ımın yarası Ağlayıp geliyor garip anası Cemal’ım Cemal’ım algın Cemal’ım Al kanlar içinde kaldın Cemal’ım Cemal’ın giydiği kadife şalvar Dükkânın kilidi cebinde parlar Oğlun da çok küçük beşikte ağlar Cemal’ım Cemal’ım algın Cemal’ım Al kanlar içinde kaldın Cemal’ım Kıratın üstünde bir uzun yayla Ne desem ağlasam kaderim böyle Gidersen Ürgüp’e sen selâm söyle Cemal’ım Cemal’ım algın Cemal’ım Al kanlar içinde kaldın Cemal’ım Kıratım başımda oturmuş ağlar Cemal’a dayanmaz şu karlı dağlar Üzüm vermez oldu Karlık’ta bağlar Cemal’ım Cemal’ım algın Cemal’ım Al kanlar içinde kaldın Cemal’ım Giden Cemal gelir mi de yerine İçerimde yaram indi derine Cemal düştü kahpelerin şerrine Cemal’ım Cemal’ım algın Cemal’ım Al kanlar içinde kaldın Cemal’ım Ağıtta yer alan yöreye özgü bazı sözcüklerin anlamları Göynek Gömlek Sekiş Atın yürüyüş şekli Yilek Yelek Yöre Ürgüp Derleyen Mustan Aktürk Kaynak REFİK BAŞARAN Yararlanılan kaynaklar -Faruk Güçlü, Hak Gazetesi -İsmet Aksoy, özel internet sitesi, erişim -Muhsin Durucan; Refik Başaran’dan Bir Ağıt, Milliyet Blog -Hasan Şahin, Ürgüp Dergisi yazıları -Süleyman Öztürk, Ürgüp Karlık Köyünden 1962 doğumlu -Hüseyin Sevindik,Nevşehir Dergisi, Haziran 2006
KIRŞEHİR haberleri ilk sayfaArama Sonuçları POLİTİKAMHP milletvekili listesi2519 Gün 7 Saat 11 dk. önce yayınlandı POLİTİKAHüseyin Aygün'ü tehdit ettiği iddia edilen asker Namık Dursun aday oldu2682 Gün 6 Saat 24 dk. önce yayınlandı POLİTİKAAk Parti'nin milletvekili adayları tam liste2682 Gün 23 Saat 41 dk. önce yayınlandı POLİTİKACHP milletvekili adayları tam liste2683 Gün 0 Saat 35 dk. önce yayınlandı POLİTİKAHDP milletvekili adayları tam liste2683 Gün 0 Saat 39 dk. önce yayınlandı ASAYİŞKırşehir'de aile kavgası Kocanın attığı yumruk polisin gözlüğünü kırdı2695 Gün 17 Saat 7 dk. önce yayınlandı 1
Aksaray Develisi 1 Yaklaşık 1900 yıllan... Temmuz güneşinin Anadolu'yu yakıp kavurduğu günlerde, Konya 'ya yakın köylerden birindeyiz. Bir evin temelleri yeni bitmek üzere. İri yan bir adam koca elleriyle güneşe inat, koca koca taşlan yontup, temeli yükseltmek için ha bire çalışmakla meşgul. Bir yandan da çamur isteyip, amelelere daha sıkı çalışmalarını tembih ediyor. Dört beş amele, bir ustaya çamur ve taş yetiştirmekte güçlük çekiyorlar. Etraf an kovanı gibi. Taş ve çekicin işlemenin ve işlenmenin verdiği hazla çıkardıkları ses, dalga dalga çevreye yayılıyor. İri yan koca elli adam bir terini siliyor, bir temele taş koyuyorken, gözü tulumbanın başında, su içme bahanesiyle oyalan ameleye takılır. Gümbür gümbür bir ses ile amelenin yüreğini oynatır. Amele hemen küreğini alıp çamur karıştırırken, ''Ne sert bir adam'' diye düşünür. Oysa bilmez ki, kaba saba adam diye tasvir ettiği kişi ne kadar ince ruhludur!.. Oysa bilmez ki, taş kıran kerpiç kesen o eller, kanun üzerinde dolaşırken, al yazmalı körpecik köylü kızının kınalı narin ellerinden farksız olduğunu!.. Nerden bilsin ki o koca elli adamın Gökmen Hasan Hüseyin Ağa olduğunu. Nerden bilsin ki, Gökmen Hasan Hüseyin Ağa'nın Konya'da namı olduğ1mu, Konya oturaklarının değişmez siması olduğunu. Ve yine bilmez ki, geleli daha birkaç gün olmasına rağmen, yüreğinin sıla hasretiyle çarptığını. Konya'yı, tozlu Aksinne'sini. Külahçı sokağının karşısındaki alçacık da köhne kerpiç evini. Muhabbetin pervasızca sunulduğu, günlerin haftaların kısaldığı Konya oturaklarını, "Şabab oğlan" türküsünü, ihvanını, yaranını özlediğini, kanun tellerin nağme olup gezinmeyi arzu ettiğini nerden bilsin ki?!.. O koca elli adam, Gökmen Hasan Hüseyin Ağa, bir yandan terini siliyor, bir yandan yonttuğu taşı itina ile yerine yerleştiriyor. Taş yontarken çekicin çıkardığı ses sanki akşam yakacağı türkünün, dillerden düşmeyecek türkünün, çığ çığlık habercisi idiler. Derken, güneş kızgınlığını yitirip gece ülkesine yolculuğunu hızlandırınca, işi bırakırlar. O koca elli, ruhu kanun telinde dolaşan adam, Gökmen Hasan Hüseyin Ağa, bulgur aşını yedikten sonra bir ''Kalıp carası2'' yakar. Başını aktaşa koyar, uzanır. Sigara dumanının adında Emmiler türküsü yankılanırken uyuya kalır. Rüyasında yaranı, kadınlar pazarında bir ara bekçilik yapan ''Gavur İmam'ı'' görür. Asıl adı Hüseyin olan Gavur İmam, o sıralar bir camide imamlık yapmaktadır. Her günkü gibi yatsı namazını kıldırıp, caminin kapısını kilitlemiş, başında sarığı, sırtında cüppesi, elinde şak şak tespih ile ağır ağır evine giderken birden irkilir!. Kulak kabartır?! Bir saz dövünmektedir uzaktan!.. Gavur İmam olduğu yere mıhlanır. Bir süre evi dinler. Evet! Evet! Artık şüphesi kalmamıştır, bir oturaktır bu. Olanca haşmetiyle dışarıya taşan ahenk onu cezbeder, eli gayri ihtiyari kapının tokmağına gider. O da ne?!.. Kapı açıktır, dalar. Bu bir bağ evidir. Daha iyi duyabilmek için, gider, pencerenin altına çöker. Şuh zil sesleri arasında, yanık yanık türkü söyleyen Gökmen Hasan Hüseyin Ağa'yı tanır; Eremedim vefasına dünyanın Bülbül konmuş sarayına Konya'nın Bunu duyan Gavur İmam, artık dayanamaz, kapıyı tıklatır, kapı açılır, içeri girer. Bir oturak kadını zarif, kıvrak hareketlerle, ayaklan adeta yere basmamacasına zil dövmektedir. Dem, nargile ve ahenk birbirlerine sinmiş; içeriyi tatlı bir sarhoşluk kaplamıştı. Gavur İmam, hemen kapının yanına çöktü ve terbiyeli sesiyle dövünmeye başladı; Eremedim vefasına dünyanın Bülbül konmuş sarayına Konya'nın; derken herkes onu fark etti. Başında sarık, sırtında cüppeyle onu görünce şaşırdılar, fakat şaşkınlıktan kısa sürdü; tanımışlardı. Hoşgörüsü ve muhabbet ehli olmasıyla tanınan Gavur İmam'dı. Türkü bitti, ara verdiler. Oyuncu kadın boşalan kadehleri testideki kaçak rakıyla tazeledikten soma, bir kadeh de Gavur İmam'a uzattı. Gavur İmam içmedi. O muhabbetten, zaten sarhoşlamıştı. Bunun üzerine oyuncu kadın, eline koca bir döğme gümüş tabaka alarak sigara sardı ve meclistekilere tek tek ikram ederek yaktı. Saatler çabucak geçmişti. Ortalık ağarmaya başlayınca, Gavur İmam'ın aklı başına geldi. Bir süre düşündü, soma ani bir kararla sırtından cüppesini, başından sarığını ve saltasının cebinden camiinin anahtarını çıkarıp, kendisine kapıyı açan gencin eline verdi ve kulağına şöyle fısıldadı; ''Bunları camiye götür, cemaatten birine ver, Gavur İmam artık gelmeyecek, Eremedim vefasına dünyanın türküsünü çağıracak de!'' Gökmen Hasan Hüseyin Ağa yatsı ezanlarıyla uyandı. Kendini hala oturakta zannediyordu. Fakat yüzüne çarpan serin yel, ona rüya gördüğünü hatırlattı. O ne biçim rüyaydı öyle? Hem öyle bir türküsü de yoktu. İçinden yakılmamış türküyü okumak geldi, salıverdi sesini; Eremedim vefasına dünyanın Bülbül konmuş sarayına Konya'nın Aksaray'dan Bakırtolu'na yol gider Sürmelenmiş ela gözlü yol gider Uzamışsın hay sevdiğim dal gibi Gelip geçen selam vermen el gibi Beyler besler merrak için tazıyı Kadir mevlam böyle yazmış yazıyı Devem yüksek atamadım urganı Susadıkça ver ağzıma gerdanı Saçım uzun ben saçımı tararım Var mı benim Konyalıya zararım Ağzından dökülen sözlere kendisi de şaşırdı. Tuhaf duygular içindeydi. Bir an ürperdi. Kalktı, yatmak üzere ahır sekisine3 doğru yollandı. Döşeğini serdi, soyundu, yattı ve uyudu. Bu gün Hacı Fettah Mezarlığında uyuyan Gökmen Hasan Hüseyin Ağa'nın bu türküsü, yıllarca dillerden düşmemiş, oturak alemlerinin baş köşesine oturtulmuş, sazların iniltisinde nağmeleri dolanmış, sıla hasreti, yar hasreti çekenlerin, dünyanın vefasına eremeyenlerin gönlünde günümüze kadar ulaşmıştır. 1-Kaynak Kişiler Sakman; Çağıllar 2-Eskiden hazır sigaraya verilen İsim 3-Konya köy evlerinde ahırın yanındaki büyük oda Kaynak Mehmet Tahir Sakman Dünden Bugüne Konya Oturakları İstanbul, 2001
konya yöresine ait türküler ve hikayeleri